Naçizane meslekte 20 yılı neredeyse geride bıraktık...
Bu süre zarfında çok şey gördük, çok olay yaşadık, çok insan tanıdık ve bir o kadar da insan sarrafı olduk doğal olarak...
Samimi siyasetçileri de gördük, siyasetin cambazlarını da...
Uyanıkları da gördük, uyanık geçinenleri de...
Koltuk delilerini de gördük, koltuğa ve makama rest çekenleri de...
Hülasa bu 20 yıla o kadar çok şey sığdırdık ki; son 20 yılını hem kendi hafızamıza ve hem de yazıp çizdiklerimizle Erzurum'un hafızasına kaydettirdik...
Ve gelelim 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü'ne...
Geride bıraktığımız yıllar içerisinde de hatırlandık elbette; arandık, sorulduk, tebrik edildik ve kutlandık... Yöntemler farklı farklı oldu hep; bazen bürolarımıza ulaşan bir buket çiçekle, bazen de nezaket gösterip bir bardak çayımızı içmek için gelenlerle farkına vardık Çalışan Gazeteciler Günü'nün...
Düşünenler de sağ olsunlar, düşünmeyenler de...
Yılın sadece bir günü bizleri bağrına basanları da Allah var etsin, bağrının kapısını kapatanları da...
***
Gelelim sadede...
Dedik ya; "10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü" diye...
Çat Belediye Başkanı Arif Hikmet Kılıç'tan nazik bir davet ulaştı geçtiğimiz hafta... Basın Müşaviri Kürşat Taş, Başkan Kılıç'ın bir program organize ettiğini ve gazetecileri evinde ağırlayacağı bilgisini verdi... Biz de Yazı İşleri Müdürümüz Mehmet Musa Çakır'la birlikte icabet ettik bu davete...
Ne yalan söyleyelim; bu programda Başkan Kılıç'ın son bir yılın değerlendirmesini yapacağını ve Çat Belediyesi'nin çalışmalarından bahsedeceğini sanıyorduk ki, öyle olmadığını tam da Başkan Kılıç mikrofonu eline alınca anladık...
Söze şöyle başladı Başkan:
"Çalışan Gazeteciler Gününüz kutlu olsun!"
Şaşırdık...
Çünkü yılda sadece bir gün hatırlanan biz gazeteciler, Çat Belediye Başkanı Arif Hikmet Kılıç'ın evine işte sırf bu yüzden çağrılmıştık...
***
Çok belediye başkanı gördük...
Ama itiraf edelim; ocak başına geçerek konukları için et pişirenini ilk kez gördük... İlaveten, pişirdiği etleri misafirlerine yine kendi elleriyle ikram edenini de... Yetmedi, bir elinde sürahi, diğer elinde çatal bıçakla masa masa koşturan bir belediye başkanını da...
Hiç oturmadı...
Programın sonuna kadar neredeyse koşturup durdu habire...
Hepsini geçtik...
O gün aslında ne gördük, biliyor musunuz?..
Başkan Kılıç'ın o halinde tam bir Dadaş duruşu gördük...
Ancak bir Erzurumlu'ya yakışacak kadar engin bir misafirperverlik ve yine ancak bir Dadaş tarifine uyan bir mütevazılık gördük... Sırf misafiri hoşnut olsun diye ayağı altına bir türlü gelmeyen ve güler yüzüyle konuklarının adeta içini ısıtan bir ev sahibi gördük... Konuklarını ta dış kapıdan uğurlayacak kadar yüreği geniş, "başımın üstünde her daim yeriniz var" diyecek kadar da, gönül zengini bir "adam" gördük...
Çok evet...
Adam çok ama; çoğu ortalıkta "ben adamım" diye dolaşan "çapsızlardan" ibaret...
Sözümüz ona Dadaş bile çok...
Ama; çoğu "Dadaşlığı" zayi etmiş kırmalardan ibaret...
Siyasetin falan canı cehenneme!..
Kısacası biz o gün yüreği hakikaten de Erzurum için çarpan on numara bir "başkan" gördük...
Ne diyelim...
Allah şerefini artırsın...