Sen!
Sana sesleniyorum!
Dipsiz kuyulara attığın vicdanına sesleniyorum: Çocuğuma dokunma!
Kör olasıca gözlerine sesleniyorum: Çocuğuma dokunma!
Ona uzattığın kirli ellerine sesleniyorum: Çocuğuma dokunma!
Ahlakını nerede, ne zaman kaybettin bilmiyorum. Yeniden ahlaklı bir insan olabilmek gibi bir çaban var mı bunu da bilmiyorum ama: Çocuğuma dokunma!
Mahallesinde top oynamaya çıkmış, babasına yemek götürmek için evden ayrılmış çocuğuma dokunma!
Yırtılan ar damarın dikilecek gibi görünmüyor! Yaptığın ortada! Git şahsını hangi rezilliğin içinde görmek istiyorsan ona bula ama çocuğuma dokunma!
Sayınız o kadar çok ki bundan hicab duyuyorum. Biliyorum bu hissettiğim duygunun yani hicabın senin lügatinde karşılığı yok! Bundan biraz olsun haberdar olabilse idin bugün senin gibi olanların safında olmaz idin. Hangi safta bulunduğun beni ilgilendirmiyor ama çocuğuma dokunma!
Onun o çiçek bakışlarını soldurma!
Onu korkutma!
Sevginin en saf, en temiz halini en berbat emellerine ulaşmak için kullanma!
Annesinin el kaldırmaktan çekindiği gül kokulu yavruya el kaldırma: çocuğuma dokunma!
Babasının bakmaya kıyamadığı o güzel gözlerinden yaşları akıtma!
Sen!
Sana sesleniyorum!
Çocuğuma dokunma! Onun canına kast etme! Onun küçük bedeninden ruhunun ayrıldığı ana şahit olma! Bir anneyi ağlatma bir babanın yüreğine kor ateşleri salma!
Sana sesleniyorum!
Bırak çocuğumu! Bırak rahatça oynasın oyununu… Bırak güvensin insanlara… Bırak korkmasın insanlardan!
Sokağa çıktığında annesinin arkası geri çekmesin! Babası akşam eve geldiğinde çocuğunun evde olmadığını görünce endişelenmesin; “parktadır” desin, “komşudadır” desin. Panik halinde sokağa fırlamasın! Bırak güvensin ana-babalar çevrelerine. Başına bir hâl gelmiş-gelecek endişesi taşımasın yürekler. Bırak çocuklar çocuk olabilsin. Bırak ki çocuklar çocukluklarını yaşayabilsin. Top peşinde koşarken mücadeleyi öğrensin, evcilik oynarken sakinliği keşfetsin. Sen kirli emellerine ulaşmak için çocukları kullanma ki sokakta oyun oynayabilsin. Bırak ki bilgisayara, internete bağımlı bir nesil yetişmesin! Bırak ki anneler klavyeye, kumandaya emanet etmesin gelecek nesli! Senden korktukları için kapıları kilitlemesin, çocuklarını eve hapsetmesin!
Bırak ki 1 liraya aldığı plastik bir top 1000 liraya aldığı tablet bilgisayarından daha kıymetli olsun!
Bırak çocuğumu!
Benim o çünkü! Senin olmadığı kadar benim! Sen olmadığın kadar benim! Bizim çocuklarımız onlar… Ve biz çocuklarımızı çevremize güvenerek yetiştirmek istiyoruz. Biz çocuklarımız insanları sevsin, insanlara güvenebilsin istiyoruz. Koşarken düşsün ve dizleri kanasın istiyoruz. Parmaklarının arasına toprak dolsun, sokağı öğrensin, hastalansın, üstü başı kirlensin istiyoruz. Sayende bunların hiç biri gelmiyor çocuklarımızın başına. Sokaktaki tehlikesin sen; sokaktaki bütün tehlikelerin daha üstünde! Senden korumaya çalışıyoruz çocuğumuzu!
Çek ellerini çocuğumun üstünden!
Gözlerini de çek çocuğumun üstünden!
Gülümsemeni dahi sunma çocuğuma! Senin olsun gülümsemen!
Bırak çocuğumu!
Sana sesleniyorum!
Dipsiz kuyulara attığın vicdanına sesleniyorum: Çocuğuma dokunma!
Kör olasıca gözlerine sesleniyorum: Çocuğuma dokunma!
Ona uzattığın kirli ellerine sesleniyorum: Çocuğuma dokunma!
Ahlakını nerede, ne zaman kaybettin bilmiyorum. Yeniden ahlaklı bir insan olabilmek gibi bir çaban var mı bunu da bilmiyorum ama: Çocuğuma dokunma!
Mahallesinde top oynamaya çıkmış, babasına yemek götürmek için evden ayrılmış çocuğuma dokunma!
Yırtılan ar damarın dikilecek gibi görünmüyor! Yaptığın ortada! Git şahsını hangi rezilliğin içinde görmek istiyorsan ona bula ama çocuğuma dokunma!
Sayınız o kadar çok ki bundan hicab duyuyorum. Biliyorum bu hissettiğim duygunun yani hicabın senin lügatinde karşılığı yok! Bundan biraz olsun haberdar olabilse idin bugün senin gibi olanların safında olmaz idin. Hangi safta bulunduğun beni ilgilendirmiyor ama çocuğuma dokunma!
Onun o çiçek bakışlarını soldurma!
Onu korkutma!
Sevginin en saf, en temiz halini en berbat emellerine ulaşmak için kullanma!
Annesinin el kaldırmaktan çekindiği gül kokulu yavruya el kaldırma: çocuğuma dokunma!
Babasının bakmaya kıyamadığı o güzel gözlerinden yaşları akıtma!
Sen!
Sana sesleniyorum!
Çocuğuma dokunma! Onun canına kast etme! Onun küçük bedeninden ruhunun ayrıldığı ana şahit olma! Bir anneyi ağlatma bir babanın yüreğine kor ateşleri salma!
Sana sesleniyorum!
Bırak çocuğumu! Bırak rahatça oynasın oyununu… Bırak güvensin insanlara… Bırak korkmasın insanlardan!
Sokağa çıktığında annesinin arkası geri çekmesin! Babası akşam eve geldiğinde çocuğunun evde olmadığını görünce endişelenmesin; “parktadır” desin, “komşudadır” desin. Panik halinde sokağa fırlamasın! Bırak güvensin ana-babalar çevrelerine. Başına bir hâl gelmiş-gelecek endişesi taşımasın yürekler. Bırak çocuklar çocuk olabilsin. Bırak ki çocuklar çocukluklarını yaşayabilsin. Top peşinde koşarken mücadeleyi öğrensin, evcilik oynarken sakinliği keşfetsin. Sen kirli emellerine ulaşmak için çocukları kullanma ki sokakta oyun oynayabilsin. Bırak ki bilgisayara, internete bağımlı bir nesil yetişmesin! Bırak ki anneler klavyeye, kumandaya emanet etmesin gelecek nesli! Senden korktukları için kapıları kilitlemesin, çocuklarını eve hapsetmesin!
Bırak ki 1 liraya aldığı plastik bir top 1000 liraya aldığı tablet bilgisayarından daha kıymetli olsun!
Bırak çocuğumu!
Benim o çünkü! Senin olmadığı kadar benim! Sen olmadığın kadar benim! Bizim çocuklarımız onlar… Ve biz çocuklarımızı çevremize güvenerek yetiştirmek istiyoruz. Biz çocuklarımız insanları sevsin, insanlara güvenebilsin istiyoruz. Koşarken düşsün ve dizleri kanasın istiyoruz. Parmaklarının arasına toprak dolsun, sokağı öğrensin, hastalansın, üstü başı kirlensin istiyoruz. Sayende bunların hiç biri gelmiyor çocuklarımızın başına. Sokaktaki tehlikesin sen; sokaktaki bütün tehlikelerin daha üstünde! Senden korumaya çalışıyoruz çocuğumuzu!
Çek ellerini çocuğumun üstünden!
Gözlerini de çek çocuğumun üstünden!
Gülümsemeni dahi sunma çocuğuma! Senin olsun gülümsemen!
Bırak çocuğumu!