Şu cami, şu han, şu çeşme de olmasa
Gel de bu şehirde yaşadığına inan.
Gitti o nur yüzlü ahretlikler
Geriye kalan bakiyedir dünyalık adamlar!
R.Coşkun

Her şehrin, hatta her semtin ve her mahallenin kendine has bir ruhu vardır. O ruh, o mekânlardaki yaşanmışlıklardır. İnsan, geleceği kadar da geçmişidir elbet. Belki geleceğinden de fazla... Çünkü geçmişi, bir bakıma geleceğinin de belirleyicisidir. Dünyanın zihnindeki bugün bizimle ilgili algısında geçmişimizin şekillendiriciliği hâkimdir. İnsan ve mekân geçmişiyle değer kazanır ve var olur. Geçmişini hatırlamama insan için tıpta ruh sağlığı bozukluk-bunama olarak tanımlanmıştır. İnsan geçmişiyle hatıralarıyla insandır. Hatıralar da mekânlarda şekillenir. Modern çağlarda, çoğu zaman yaptığımız, bir 'gelecek' inşa etmeye çalışırken 'geçmişi' görmezlikten gelmek ve hatta onu inkâr etmek oldu ne yazık ki... Şehrin, semtin ve mahallenin ruhu, işte inkâr ettiğimiz bu geçmişten başka nedir ki? Değişim, elbette kaçınılmazdır; ancak değişimin gelişim olabilmesi de değişenin 'kendisi' olarak kalabilmesiyle mümkün, yoksa kendisinden başka bir şey olmakla gelişme olmaz. Geçmişte yapılan günümüze olumsuz etkileriyle ulaşan öngörüsüz dönüşümdür. Oysa mevcut kültürel değerler temel alınarak gerçekleştirilecek değişim bugün yaşadığımız birçok meselenin çözümü olacaktı. Japonların ağaç halkası değişimi bunun en güzel numunesidir.
Görülen o ki 'kentsel dönüşüm' adı altında gerçekleştirilen, çoğu zaman bir şehrin ruhunu imha etmekten başka bir şey olmadı. Oysa kentler Sanayi Devrimi’nin dünyaya kötü yapılaşma şeklindeki armağanıydı! Hızlı bir şekilde köyden kentlere gelenlerin sermaye ve estetikten yoksun telaşlı gecekondulaşma şeklinde yapılaşmasıydı. Kentsel dönüşümlerle bu ucube yapılardan oluşan varoşlar şehir mimarisine yakışır hale getirilmeye çalışılır.
Şehirler tarım ve ticaretin ortaya çıkardığı ihtiyatlı kültürel zenginliğin yapılara bedii yansımasıydı. Ülkemizde şehrimizde kendi ellerimizle ortadan kaldırdığımız tarihi eserlerin dökümünü çıkaracak yüreklilikte bir vatan evladı var mıdır?
Öz ellerimizle ve resmi elden ata yadigârı nice abidevi eseri moloz yığınına çevirdik. Hem de 'mahalle baskısı' teraneleri eşliğinde... Mekân, insanlara kendilerini söyleyebilmeli; bu da can gibi, onur gibi insan haklarındandır. Mekâna kendi estetiğini işleyemeyen insan, çok geçmeden kendini mekâna uydurmak zorunda kalır. Kentsel dönüşüm adı altında gerçekleştirilenlerin çoğu da bediiyat(!) bakımından ortada... Bu ortada olan, ne yazık ki yasaların 'suç' saymadığı (hukukun değil) bir cinayetler serisinden başka bir şey değil. Unutulmasın ki yeniden inşa edilen taş ve toprak değil, biziz.
"Nâgehan ol şara vardum,
Ol şarı yapılur gördüm,
Ben dahi bile yapıldum,
Taş ü toprak aresinde" diyor ya Hacı Bayram Veli; bu, coğrafyanın da vatan olmasıdır. Kentsel dönüşüm, vatanı coğrafyaya dönüştürmek değil, vatanı bir daha vatan yapmak olmalı. İtiraf edelim ki 
cennet yurdumuzda bunun da güzel örnekleri var.
Bu, birilerinin uydurduğu gibi 'mahalle baskısı' değil, mekâna edeple girmenin şartı... Mekâna edeple gireceksin elbette. O bir ruhtur, onu ciddiye alacak, tanıyacak, bilecek, seveceksin. Haddini bileceksin. Haddini bilmek, mesafe ve mekân bilincidir. İnsanı saygıya, sevgiye ve hatta aşka götürecek olan bu bilinçtir. Bu, toplumsallaşmanın da ön şartıdır. Zira insan mekâna teşrif eder. Zaman, mekân ve eşya Hazreti insan ile şereflenir. Kalabalıklar içinde yalnızlaşanlarımız, bu bilinçten yoksun insanların marifeti(!) değil mi?
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.