Bir toplumun kalitesini ortaya koymak ve toplum hakkında kanaate sahip olabilmek için; önce o toplumu oluşturan bireylerin “neyi ve neleri konuştuğuna bakmak gerekir” diyor tüm düşünürler...
Eğer ki kişiler konuşuluyorsa bir toplumda, onlardan hiçbir cacık olmaz!
Yahut konuştukları şeyler, eğer ki olaylar ve fikirler ise, işte o toplumla her iş yapılır...
Sizce de haklı değiller mi?
Bakın bakalım çevrenize!
Kendimizi de içine dahil ederek soruyoruz:
Hangimiz olayları ve fikirleri konuşuyoruz?..
Hangimiz görüleni değil de, görülmeyeni, yani hadiselerin perde arkasını merak ediyoruz?
Hangimiz ortada duran gerçeklerin bile aslında aldatıcı olabileceğini akıl edebiliyoruz?
Hangimiz dünle bugün arasında bir köprü kurup, muhakeme ve mukayesede bulunabiliyoruz?
Hangimiz?
Sayalım mı daha?
Gerek yok...
Çünkü bizim yaptığımız en iyi iş, "falancayı” konuşmak, "filancayı” tırtıklamak, "falanca şunu demiş", "filanca bunu demiş" gibi cümleler arasında kaybolup gitmek...
Küsmece, darılmaca yok!
İğneyi azıcık da kendimize batıralım, öyle değil mi yani?
***
Erzurum'un hali ortada...
Geldiğimiz nokta da ortada...
Şehrin dünü ile bugününü mukayese edebilmiş olsaydık, kuşkusuz bu noktada olmazdık...
Yaşadığımız şehri kişiler bazında değil de, hadiseler ve gelişmeler bağlamında ele almış olsaydık, şüphe yok ki bugün bunları yazıyor da olmazdık...
Hülasa kendimizi düzelteceğiz beyler, önce kendimizi!
İnsanlar birbirinin aynasıdır, bilirsiniz...
Kişi ne ise, karşısındakinde görürmüş kendisini...
Kişi eğriyse eğer, karşısındaki de eğri görünürmüş gözüne…
Ve kişilerin birbirleri ile ilgili olarak sayıp döktükleri şeyler, aslında kendi kendilerini tarif etmekten başka bir şey olmazmış...
İşte biz bunu da görmüyoruz!
Kişileri konuştukça aslında kendi kendimizi konuşuyor, kişileri eleştirdikçe, aslında kendi noksanlıklarımızı sıralıyoruz ve biz bunun ne yazık ki farkında bile değiliz...
Düzelmek lazım artık!
Kafamızı, zihnimizi, fikrimizi düzeltmek lazım!
Kendimiz için...
Ailemiz için...
Çevremiz için...
Erzurum için...
Bölgemiz için...
Ülkemiz için...
Sözün hülasası şudur:
Kirden, pisten ve pastan yakınıyor isek, evvela kendi kapımızın önünü temiz tutmamız gerekiyor...
Ve bunun yolu da, kapıyı bacayı kimin kirlettiğini konuşmaktan değil, kapının bacanın neden kirlendiği üzerine kafa yormaktan geçiyor...
Ne dersiniz, haksız mıyız?