Dünya Kayısı Başkenti Malatya’yı ilk olarak bundan iki yıl öncesinde ziyaret etme fırsatı yakalamıştım. Günübirlik bir gezi olmuş olsa da, şehrin merkezindeki önemli yerlerde bulunmuş ve detaylıca gözlem yapmaya çalışmıştım. Malatya yeni büyükşehir olmuştu ve şehrin dört bir yanında hummalı çalışmalar kendini gösteriyordu.
***
İki yıllık aranın ardından kıymetli bir arkadaşımla birlikte yolumuz yeniden Malatya’ya düştü. Üniversitede vize haftasının bitmesiyle beraber şöyle güzel bir değişiklik yapalım dedik. İlk olarak Karadeniz gezisi yapma fikrindeydik ama sonradan benim Malatya konusunda ısrarlarım neticesinde kazanan taraf ben oldum.
***
Malatya’ya ilk gittiğimde Doğu istikametinden giriş yapmıştım, bu sefer Sivas tarafından yani Kuzey istikametten Malatya’ya giriş yaptık. Gece çok geç vakitlerde gar binasından şehir merkezindeki kalacağımız yere kadar yürüyerek gezimizi hemen başlatmış olduk.
***
Devasa boyutta Çınar ağaçları ile süslü caddelerden, her renk ve kokuda çiçeklerin bulunduğu parklardan aşarak kendimizi İnönü Caddesi’nin başlangıç noktasında bulduk. Bu cadde yaklaşık olarak 3 kilometrelik bir uzunluğa sahip ve bu uzunluğuyla Türkiye’nin en uzun caddesi unvanını elinde bulunduruyor. İnönü Caddesi’nin Batı yakası büyük bir kavşağa açılıyor. Kavşağın hemen karşısında Malatya Kongre ve Kültür Merkezi bulunuyor. Çok şık bir tasarıma ve aynı zamanda ışıklandırmaya sahip olan bu güzel eser, İnönü Caddesi’nin başlangıcında bulunmasıyla ve transit geçiş yoluna paralel olarak uzanmasıyla şehre çok güzel bir zarafet katmış vaziyetteydi.
***
İnönü Caddesi’nin içine doğru harekete devam ederken, caddenin sol tarafında “Malatya Sanat Sokağı” adlı bir yerin ışıkları ile gözlerimiz kamaştı. Yolculuğun vermiş olduğu halsizlikle beraber bu sokakta bir bankta oturup biraz soluklanalım diye düşündük ama Necip Fazıl Kısakürek’in “Kaldırımlar” adlı şiiri ile irkildik. Meğerse ; Malatya Büyükşehir Belediyesi, konuşan banklar yerleştirmiş bu güzel sokağa. Açlığımızı birazcık dindirmek için çantamızdan çıkardığımız abur cuburları yerken, gözüm bir an sokağın taban taşlarına takıldı. Güzel bir renk uyumuyla sokağa canlılık katan bu taşların ne üstünde ne de arasında küçücük bir çöp tanesi dahi göremedim. Acaba burada ayakkabıları çıkarmak mı gerekiyor(?) diye düşünmedim değil. Bu derece temiz bir sokakta yediğimiz yiyeceklerden dökülen kırıntıları bile tek tek toplama gerekliliği hissettik.
***
Malatya Sanat Sokağı’nda onlarca konak yapılmış ve bu konakların her birinin altında hediyelik eşya, yöresel yemekler ve müze görevini üstlenen mekânlar vardı. Gece çok geç vakit olduğu için buralar kapalıydı. Sokağın bir kısmında ise elektrikli sabit bisikletler vardı. Telefonlarının şarjı biten vatandaşlar, kablo ile telefonlarını bu bisiklete bağlıyorlar ve pedal çevirdikçe şarjlarını doldurmuş oluyorlar.
***
İnönü Caddesi’nde biraz daha ilerlerken bu sefer karşımıza üç hilal şeklinde devasa bir bina belirmeye başladı. Malatya Büyükşehir Belediyesi’nin binasıymış. Bugüne kadar rahmetli babamın vesilesiyle altmıştan fazla memleket görmüş birisi olarak şunu açıkça söylemeliyim ki gördüğüm en güzel belediye binası Malatya’ya ait.
***
Malatya izlenimlerimize “Kentleşme, Nüfus, Gelişim Potansiyeli, Şehrin Sosyal Yapısı, Ulaşım Araçları, Şehir Kullanılabilirliği” konularında devam edeceğiz. Takipte kalın…
***
İki yıllık aranın ardından kıymetli bir arkadaşımla birlikte yolumuz yeniden Malatya’ya düştü. Üniversitede vize haftasının bitmesiyle beraber şöyle güzel bir değişiklik yapalım dedik. İlk olarak Karadeniz gezisi yapma fikrindeydik ama sonradan benim Malatya konusunda ısrarlarım neticesinde kazanan taraf ben oldum.
***
Malatya’ya ilk gittiğimde Doğu istikametinden giriş yapmıştım, bu sefer Sivas tarafından yani Kuzey istikametten Malatya’ya giriş yaptık. Gece çok geç vakitlerde gar binasından şehir merkezindeki kalacağımız yere kadar yürüyerek gezimizi hemen başlatmış olduk.
***
Devasa boyutta Çınar ağaçları ile süslü caddelerden, her renk ve kokuda çiçeklerin bulunduğu parklardan aşarak kendimizi İnönü Caddesi’nin başlangıç noktasında bulduk. Bu cadde yaklaşık olarak 3 kilometrelik bir uzunluğa sahip ve bu uzunluğuyla Türkiye’nin en uzun caddesi unvanını elinde bulunduruyor. İnönü Caddesi’nin Batı yakası büyük bir kavşağa açılıyor. Kavşağın hemen karşısında Malatya Kongre ve Kültür Merkezi bulunuyor. Çok şık bir tasarıma ve aynı zamanda ışıklandırmaya sahip olan bu güzel eser, İnönü Caddesi’nin başlangıcında bulunmasıyla ve transit geçiş yoluna paralel olarak uzanmasıyla şehre çok güzel bir zarafet katmış vaziyetteydi.
***
İnönü Caddesi’nin içine doğru harekete devam ederken, caddenin sol tarafında “Malatya Sanat Sokağı” adlı bir yerin ışıkları ile gözlerimiz kamaştı. Yolculuğun vermiş olduğu halsizlikle beraber bu sokakta bir bankta oturup biraz soluklanalım diye düşündük ama Necip Fazıl Kısakürek’in “Kaldırımlar” adlı şiiri ile irkildik. Meğerse ; Malatya Büyükşehir Belediyesi, konuşan banklar yerleştirmiş bu güzel sokağa. Açlığımızı birazcık dindirmek için çantamızdan çıkardığımız abur cuburları yerken, gözüm bir an sokağın taban taşlarına takıldı. Güzel bir renk uyumuyla sokağa canlılık katan bu taşların ne üstünde ne de arasında küçücük bir çöp tanesi dahi göremedim. Acaba burada ayakkabıları çıkarmak mı gerekiyor(?) diye düşünmedim değil. Bu derece temiz bir sokakta yediğimiz yiyeceklerden dökülen kırıntıları bile tek tek toplama gerekliliği hissettik.
***
Malatya Sanat Sokağı’nda onlarca konak yapılmış ve bu konakların her birinin altında hediyelik eşya, yöresel yemekler ve müze görevini üstlenen mekânlar vardı. Gece çok geç vakit olduğu için buralar kapalıydı. Sokağın bir kısmında ise elektrikli sabit bisikletler vardı. Telefonlarının şarjı biten vatandaşlar, kablo ile telefonlarını bu bisiklete bağlıyorlar ve pedal çevirdikçe şarjlarını doldurmuş oluyorlar.
***
İnönü Caddesi’nde biraz daha ilerlerken bu sefer karşımıza üç hilal şeklinde devasa bir bina belirmeye başladı. Malatya Büyükşehir Belediyesi’nin binasıymış. Bugüne kadar rahmetli babamın vesilesiyle altmıştan fazla memleket görmüş birisi olarak şunu açıkça söylemeliyim ki gördüğüm en güzel belediye binası Malatya’ya ait.
***
Malatya izlenimlerimize “Kentleşme, Nüfus, Gelişim Potansiyeli, Şehrin Sosyal Yapısı, Ulaşım Araçları, Şehir Kullanılabilirliği” konularında devam edeceğiz. Takipte kalın…
Kalemine Yüreğine Sağlık Dadaş Baş Tacısın...
Yazıyı okudum neden erzurumu yazmadin neden açık yazmiyorsunuz malatyadan bizene erzurumdan bahsedin yeni avm yapılmış onu yazın ilk avm yenişehir e yapıldı karfur erzurum yenisehire goc etti caddede paleryum acildi göç caddeye geri geldi yarin terminal caddesine avm aciliyor göç yer değişip terminal caddesine gelecek bu milletin avm ye mi ihtiyacı var yoksa asa işe mi ihtiyacı var erzurumu el almış her köşede bim A101 şok var kardes erzurumu yaz malatyadan bizene
Öncelikle ben o kadar kent gezdim tarihi çekirdeği (Lalapaşa çifte minare ve kale) merkezi iş alanı (Cumhuriyet caddesi) bu kadar berbat bakımsız bir kent görmedim kentsel dönüşüm adı altında belediye inşaat şirketi kurmuş belediyenin görevi nedir ? Evsizlere ev işsizlere iş bulmaktır belediye başkanının görevi müteahhitlik yapmak değildir.Anladigim tek şey Erzurum sahipsiz dur.
Belediyenin kentsel dönüşüm yapıp açtığı ana arterleride anlat bizimki gibi garibanın evini kentsel dönüşüm kanunu altında alıp yol park yeşil alan yapmayıp mütaitlere nasıl peşkeş çekildiğini anlat adamsın diyim
Erzurumun adini alir baslik yaparlar kendilerini etiket eder kimlik kazanirlar ama erzurumun yenilikleri ve tanitimlarini asla yapmazlar siyasileride bu gazetecileride bu kendi kendine gelisen tek sehirdir kendi halki vatandasi tarafindan tanitilan tek sehir olarak kimseye ihtiyaci olmaya ERZURUM halkin sana yeter
Eren Aksoy kardeşimi gönülden tebrik ediyorum. Kendisi fevkalade bir Erzurum aşığıdır. Gözlemlerini yazdığı bu yazı vesilesiyle umuyorum ki Belediyemiz Erzurum'da hakikaten göz dolduran; ihtiyaç esasını gözetmek suretiyle yeni projeler yapacaktır. Aksi takdirde Erzurum yatırım çekemeyecek kısıtlı devlet imkanları işsizlik ve göç sorununu çözemeyecektir.
Çoluk çocuğa yazı yazdırırsan o da gider Erzurumu anlatmak yerine malatyayı anlatır.