Meşhur sözdür:
"Ekmeği ekmekçiye ver, bir ekmek de üste ver" diye...
Vurgu çok açık:
Önce liyakat ve ehliyet, daha sonra emanet...
Açıkçası günümüz Erzurum'un da bu ölçüye kabı kabına sığan yönetici sayısı ne yazık ki çok az... Kaldı ki, bu bir iddia değil; dileyen herkesle istediği her platformda tartışmaya hem de her zaman hazır olduğumuz bir hakikatir bu...
Her neyse...
"Emanet çoğu yerde ehlinde değil" diye yakınırken, liyakat sahibi olanları da ıskalamamak lazım, öyle değil mi?
Elbette...
O halde alın size bir örnek:
Prof. Dr. Naci İspir...
Has bir Erzurumlu olduğu kadar, işinin ehli de bir akademisyen...
İtiraf edelim; methiyesini çok duyduk... Görev yaptığı İletişim Fakültesi ile yolu kesişen hemen herkes, Naci Hoca'nın üniversite için apayrı bir değer olduğunu ifade etti hep... Kimileri "Hoca değil, baba", kimileri de "Vizyon sahibi bir akademisyen" diye nitelendirdi Naci Hoca'yı...
Ne yalan söyleyelim; çok niyetlendik ve çok istedik kendisiyle tanışmayı, lakin bir araya gelmeye bir türlü fırsat bulamadık...
Ta ki, düne kadar...
Naci İspir Hoca'nın İletişim Fakültesi Dekanlığı'na atanmış olmasını da vesile kılarak, kendisini yeni makamında ziyaret edelim dedik...
İyi de ettik...
Zira hem "hayırlı olsun" dileklerimizi ilettik kendisine, hem de İletişim Fakültesi için hayata geçirmeyi tasarladığı projeleri birinci ağıdan dinleme fırsatı bulduk...
***
Naci Hoca'nın yol haritasından bahsetmeden önce, size İletişim Fakültesi ile ilgili olarak bir-iki hususu aktaralım isterseniz...
Fakülte, 19 yaşında...
Yani kuruluşu 1997 yılına dayanıyor...
Şimdi sıkı durun!
Bugüne kadar binlerce mezun vermiş ve hatta mezunları arasında bugün birçok üniversitede hocalık yapanların da bulunduğu Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi'nin, ne yazık ki kendine ait bir binası bile yok...
Yanlış okumadınız; koskoca fakülte yıllardır iki koridorun arasına sıkıştırılmış bir vaziyette...
Peki, bu yönde girişimde bulunulmamış mı bugüne kadar?
Bulunulmuş elbette...
Geçmişte İletişim Fakültesi adıyla çeşitli projeler hazırlanmış hazırlanmasına da, gelin görün ki, yapılan bu binalar her defasında başka fakültelere tahsis edilmiş... Anlayacağınız o projelerin adı İletişim'in, tadı ise hep başkalarının olmuş...
Geçtik...
Takdir edilmelidir ki; "İletişim Fakültesi" demek; bağlı bulunduğu üniversitenin değişmez "imajı" demek... "İletişim Fakültesi" demek; bir üniversitenin "tanıtım ve pazarlama" departmanı demek, tezgahı demek, vitrini demek...
Atatürk Üniversitesi'nde ise, yazık ki "İletişim Fakültesi" demek; "üvey evlat" demek, "elde var bir" demek, "joker eleman" demek...
Misal, bir "Orman Mühendisi"nden İletişim Fakültesi'ne dekan olur mu?
Olmaz, olmamalı da!..
Ama Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde oldu yazık ki...
Peki, bir "İktisatçı"dan ya da "Elektronik Mühendisi"nden dekan olur mu bu fakülteye?
Olmaz, olmamalı da!..
Ama Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde oldu yazık ki...
Hal böyle iken; Atatürk Üniversitesi'nin vitrini olması gereken koskoca İletişim Fakültesi, sadece koridorlara layık görülen bir okul durumuna dönüştü...
***
Gelelim Naci İspir Hoca'ya...
Kendisi bir iletişimci; yani iletişim alanında ihtisas yapmış bir isim... Gördüğü tahsil ve dahi yaladığı mürekkep itibariyle, İletişim Fakültesi'nin "ne demek" olduğunu çok iyi biliyor... Bize göre en büyük avantajı ise, uzun yılardır İletişim Fakültesi'nde görev yapıyor oluşu...
Sorunlara vakıf yani...
Fakültenin, öğrencinin ve akademik kadronun ne istediğini bildiği gibi, Atatürk Üniversitesi'nin "vitrini" haline gelebilmek için İletişim Fakültesi'nde hangi adımların atılması gerektiğini de çok iyi biliyor...
Dolayısıyla "İşe nereden başlayacaksınız?" diye sorduk; "fakülte binası" diye yanıtladı Naci Hoca...
Ya sonrası?..
Sonrası malum:
"Aslına rücu etmek"
***
Naci İspir Hoca'nın aktardıkları ilgili haberimizde var; dolayısıyla burada hiç tekrara düşmeden, bir-iki kelam da, Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı için edip, mevzuya noktayı koymuş olalım...
Şimdi...
Ömer Hoca'nın yeni atadığı dekanlar arasında birebir tanıdıklarımız da var, tıpkı Naci İspir Hoca gibi methini duyduklarımız da... Ve genel itibariyle bir değerlendirme yapacak olursak; atamalarda en büyük ölçüyü, görünen o ki "liyakat" teşkil etmiş...
Yani yazımızın başında da ifade ettiğimiz şekliyle; "ekmeği ekmekçiye vermiş" Ömer Hoca...
Ne diyelim...
Madem ekmekler ekmekçiye verilmiş Atatürk Üniversitesi'nde; "bir ekmek de üste verilmesi" ümidiyle...
Hayırlı olsun...
Uğurlu olsun...
"Ekmeği ekmekçiye ver, bir ekmek de üste ver" diye...
Vurgu çok açık:
Önce liyakat ve ehliyet, daha sonra emanet...
Açıkçası günümüz Erzurum'un da bu ölçüye kabı kabına sığan yönetici sayısı ne yazık ki çok az... Kaldı ki, bu bir iddia değil; dileyen herkesle istediği her platformda tartışmaya hem de her zaman hazır olduğumuz bir hakikatir bu...
Her neyse...
"Emanet çoğu yerde ehlinde değil" diye yakınırken, liyakat sahibi olanları da ıskalamamak lazım, öyle değil mi?
Elbette...
O halde alın size bir örnek:
Prof. Dr. Naci İspir...
Has bir Erzurumlu olduğu kadar, işinin ehli de bir akademisyen...
İtiraf edelim; methiyesini çok duyduk... Görev yaptığı İletişim Fakültesi ile yolu kesişen hemen herkes, Naci Hoca'nın üniversite için apayrı bir değer olduğunu ifade etti hep... Kimileri "Hoca değil, baba", kimileri de "Vizyon sahibi bir akademisyen" diye nitelendirdi Naci Hoca'yı...
Ne yalan söyleyelim; çok niyetlendik ve çok istedik kendisiyle tanışmayı, lakin bir araya gelmeye bir türlü fırsat bulamadık...
Ta ki, düne kadar...
Naci İspir Hoca'nın İletişim Fakültesi Dekanlığı'na atanmış olmasını da vesile kılarak, kendisini yeni makamında ziyaret edelim dedik...
İyi de ettik...
Zira hem "hayırlı olsun" dileklerimizi ilettik kendisine, hem de İletişim Fakültesi için hayata geçirmeyi tasarladığı projeleri birinci ağıdan dinleme fırsatı bulduk...
***
Naci Hoca'nın yol haritasından bahsetmeden önce, size İletişim Fakültesi ile ilgili olarak bir-iki hususu aktaralım isterseniz...
Fakülte, 19 yaşında...
Yani kuruluşu 1997 yılına dayanıyor...
Şimdi sıkı durun!
Bugüne kadar binlerce mezun vermiş ve hatta mezunları arasında bugün birçok üniversitede hocalık yapanların da bulunduğu Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi'nin, ne yazık ki kendine ait bir binası bile yok...
Yanlış okumadınız; koskoca fakülte yıllardır iki koridorun arasına sıkıştırılmış bir vaziyette...
Peki, bu yönde girişimde bulunulmamış mı bugüne kadar?
Bulunulmuş elbette...
Geçmişte İletişim Fakültesi adıyla çeşitli projeler hazırlanmış hazırlanmasına da, gelin görün ki, yapılan bu binalar her defasında başka fakültelere tahsis edilmiş... Anlayacağınız o projelerin adı İletişim'in, tadı ise hep başkalarının olmuş...
Geçtik...
Takdir edilmelidir ki; "İletişim Fakültesi" demek; bağlı bulunduğu üniversitenin değişmez "imajı" demek... "İletişim Fakültesi" demek; bir üniversitenin "tanıtım ve pazarlama" departmanı demek, tezgahı demek, vitrini demek...
Atatürk Üniversitesi'nde ise, yazık ki "İletişim Fakültesi" demek; "üvey evlat" demek, "elde var bir" demek, "joker eleman" demek...
Misal, bir "Orman Mühendisi"nden İletişim Fakültesi'ne dekan olur mu?
Olmaz, olmamalı da!..
Ama Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde oldu yazık ki...
Peki, bir "İktisatçı"dan ya da "Elektronik Mühendisi"nden dekan olur mu bu fakülteye?
Olmaz, olmamalı da!..
Ama Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde oldu yazık ki...
Hal böyle iken; Atatürk Üniversitesi'nin vitrini olması gereken koskoca İletişim Fakültesi, sadece koridorlara layık görülen bir okul durumuna dönüştü...
***
Gelelim Naci İspir Hoca'ya...
Kendisi bir iletişimci; yani iletişim alanında ihtisas yapmış bir isim... Gördüğü tahsil ve dahi yaladığı mürekkep itibariyle, İletişim Fakültesi'nin "ne demek" olduğunu çok iyi biliyor... Bize göre en büyük avantajı ise, uzun yılardır İletişim Fakültesi'nde görev yapıyor oluşu...
Sorunlara vakıf yani...
Fakültenin, öğrencinin ve akademik kadronun ne istediğini bildiği gibi, Atatürk Üniversitesi'nin "vitrini" haline gelebilmek için İletişim Fakültesi'nde hangi adımların atılması gerektiğini de çok iyi biliyor...
Dolayısıyla "İşe nereden başlayacaksınız?" diye sorduk; "fakülte binası" diye yanıtladı Naci Hoca...
Ya sonrası?..
Sonrası malum:
"Aslına rücu etmek"
***
Naci İspir Hoca'nın aktardıkları ilgili haberimizde var; dolayısıyla burada hiç tekrara düşmeden, bir-iki kelam da, Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı için edip, mevzuya noktayı koymuş olalım...
Şimdi...
Ömer Hoca'nın yeni atadığı dekanlar arasında birebir tanıdıklarımız da var, tıpkı Naci İspir Hoca gibi methini duyduklarımız da... Ve genel itibariyle bir değerlendirme yapacak olursak; atamalarda en büyük ölçüyü, görünen o ki "liyakat" teşkil etmiş...
Yani yazımızın başında da ifade ettiğimiz şekliyle; "ekmeği ekmekçiye vermiş" Ömer Hoca...
Ne diyelim...
Madem ekmekler ekmekçiye verilmiş Atatürk Üniversitesi'nde; "bir ekmek de üste verilmesi" ümidiyle...
Hayırlı olsun...
Uğurlu olsun...