Günümüz dünyasında bir kişiye erdemli diyebilmemiz için onun Müslüman olması yetmez. Onun daha yukarılara bakarak yaşaması gerekir. Kâfir dememiz için de hayvandan daha hayvan olması gerekir. Günümüzde orta yol yok, artık. Oysa erdemlilik orta yolu-uyumlu olmayı gerektirir. Yoksa kişiyi elinde olanla küstahlaştırır. Makam ve para ile insan arasındaki ilişki efendi köle ilişkisidir. Orta yol büsbütün saçmamak ve büsbütün kısmamaktır. Dengeli olabilme hünerini göstermektir.
Hayattaki en büyük yanlış: Yanlışın doğru adına yapılanıdır. Toplumumuzda doğru adına yapılan yanlışlardan birisi de vakıf geleneğimizin istismarıdır. Geçmişten gelen kadim vakıf geleneğimiz maalesef günümüzde istismara en açık müesseselerimizden biri haline geldi.
Tarihe baktığımızda vakıfların kurucularının saltanat sahipleri ve zenginler olduğunu müşahede ederiz. Söz konusu kesimler toplum piramidinin zirvesini temsil ederler. Vakıf, tavanın yükünü omuzlarında taşıyan tabanın çökmemesi için zirveden zemine bir nevi tersine servet akışı sağlama eylemidir. Tıpkı yukarıda bulunan kalbin aşağıdaki ayaklara kan pompalaması gibi..
Dünyanın faniliği zengin insanlara ahretin bakiliğine yatırım yapmaya teşvik eder. Zaten öldükten sonra iyiliklerin devam etmesi vakıf hükmünde bir eser bırakmaya Müslüman’ı mecbur kılar. Sadakayı cariye dediğimiz mevzu bundan başka da bir şey değildir.
İnsanların faydalanacağı; bina, kitap veya en azından hayırlı evlat birer sadakayı cariyedir. Sadakayı cariyenin önemine binaen mal zenginlerine bir bina, akıl zenginlerine bir kitap, fakirler halis niyet sahibi olmalarının yanında bir de hayırlı evlat yetiştirmek suretiyle yaşadıkları topluma faydalı olmaları teşvik edilmiştir. Böylece garibanlar da boş geçilmemiştir. Farabi’nin hayalini süsleyen “Faziletler Şehri” toplumunun oluşturulması için zengini- yoksulu yoğun bir mesaiye kollarını sıvazlamıştır.
Geçmişte toplum yararına kurulan vakıfların neredeyse tamamına yakını zenginler tarafından kurulmuştur. Toplumun yararı için kurulan vakıflar; garibanların korunduğu, yolcuların soluklandığı, açların doyduğu, yurtsuzların sığındığı mekânlardır. Hatta vakıf sahiplerinin çoğu adının bile duyulmasına rıza göstermemişler. Allah’ın rızasına, şan şöhret sahibi olma hırsı karışır, korkusuyla hassas davranmışlar. Geçmişin vakıflarına baktığımızda hizmetin kaynak sağlayıcısı zenginler, hizmetten nemalananlar garip ve miskinlerdir.
Günümüz vakıflarının çoğunu ihtiraslı fakirler kuruyor. Finansı, maalesef garibanlara kalıyor. Ortaya çıkarılan zenginlikle de vakfın kendi yandaşlarına ulufe olarak dağıtılıyor. Başkanın yakın akrabalarına istihdam alanı açılıyor. Başkanlar da düne kadar toplumun hışto takımından yüzüne bakılmazlarıyken, elde ettiği makamlarla, kafa ve hava bin beş yüz geziyorlar. Biraz palazlandıktan sonra da bodoslama siyasete dalıyorlar. Devlet kademelerine müntesip yerleştirmeler. Vakıf üzerinden insanları ötekileştirmeler, şehir imarına getirim merkezli müdahaleler yapılıyor. Maalesef bu olaylar ülkemizde yaşandı, hala yaşanmaktadır.
Devletin vakıflara faaliyet alanı sınırlaması getirmesi zorunluluktur. Ekonomik faaliyetlere asla müsaade edilmemelidir. Vakıfların denetlenme işi de ince eleyip sık dokunarak, adaletle ve hakkaniyetle yapılmalıdır. Hiçbir vakfa devlet yardım yapılmamalıdır. Siyasilerin hiçbir yakını vakıflarda görev alamasın ve yönetici de olamasın. Adalet eşit mesafede duruşla sağlanır. Zaten vakıflara her istenilenin verilişinin bedelinin ne olduğunu bilmeyenimiz kalmadı.
Günümüz vakıflarının çoğu bir garibana bir tas çorba verse çorbayı yudumlatmadan, bir yetime ayakkabı giydirse çocuğun içinin ısınmasına müsaade etmeden, hemen fotoğraflar çekiliyor. Çok büyük erdemmiş gibi sosyal medyada paylaşılıyor! Bir garibanın karnının doyması veya bir yetimin giydirilmesi iyilik adına ise paylaşılmamalıdır. Derdi Allah’ın rızası olanın millet ile ve reklamla ne işi olur!
Neden böyle yapıyorsunuz? Diyince de:” Bu devirde böyle, şayet böyle yapmazsak, kimse bize bağışta bulunmaz. O zaman, biz hayır hasenat nasıl yaparız? Vakfımız heder olur.” cevabı alıyorsunuz. Vakfınız batsın! Hayır, sandığınız şer, yerin dibine girsin!
Devlet kurumunun hizmetiyle alakalı reklam görüyorsunuz. Devletin resmi kurumları bir bakıma milletin vakfı, amirlerine de vakıf başkanı diyebiliriz. Kurum amirleri gariban milletin parasıyla yine millet adına yaptıkları işlerden çok kendi reklamına para harcamışlar. Yok, onu yaptık! Yok, şunu başardık. Sanki babalarının parasıyla başarmışlar. Çalıştıkları kurumlardaki faniliklerini unutmuşlar, kendi adlarını milletin kurumunun adından büyük yazdırmışlar. Milletin parasıyla tatmin etmeye çalıştığınız egonuz batsın! Babanızın işi olsa o kadar parayı enaniyetinizin reklamına ayırır mıydınız?
Milletin evlatları barikatları aşma hünerini gösterse makam odalarına girebilse; uzanan elinin parmak uçlarından kerhen sıkanlar, basın önünde reklam için garibanları kucaklıyorlar. Riyanız batsın!
Eskiden bizim vakıf geleneğimiz vardı. Zenginlerin sağ elinin verdiğini sol eli görmezdi. Eskiden bizim devlet terbiyesi görmüş, makam sahibi amirlerimiz vardı. Şimdi elin parasıyla sefa süren vakıf hıştoları, milletin makamında yine milletin parasıyla devran süren bazı zübük amirlerimiz var! Allah devlet terbiyesi almış, devlet adamlarımızın sayısını arttırsın.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.