1924 Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 88. Maddesinde: “Türkiye’de din ve ırk ayırt edilmeksizin vatandaşlık bakımından herkese Türk denir.” 1961 Anayasasının 54. Maddesinde: “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.” 1982 Anayasasının 66. Maddesinde ise; “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.” Denmek suretiyle Türk milletinin tanımı yapılmıştır. Bu tanım, sadece asli unsurları değil, asli unsur olmadıkları ve Lozan Antlaşması ile bir takım özel statüler verilmiş olan ve Türkiye’nin vatandaşı olan azınlıkları dahi aynı kategoriye sokmaktadır. Anayasa bu konuda, çeşitli şekillerde ayrıştırmayı değil, birleştirmeyi ön plana çıkarmıştır. Doğrusu da budur. Zira; “farklılıkları körüklemek ayrılıkları getirir.” Bunun içindir ki farklılıkları körüklemek değil, indirgemek, sönümlemek, küllendirmek gerekir. Cumhuriyet bunu yapmıştır, bu minval üzere de devam edilmelidir.
Bu doğrultuda; Türkiye’de tek millet vardır, o da Türk milletidir. Burada; Türk milleti bir etnik kimliğe dayanmayıp, Türkiye’nin tüm kurucu unsurlarını içermektedir. Edirneliden Vanlıya, Sinopludan Antalyalıya, İzmirliden Hakkâriliye, Diyarbakırlıya kadar herkes resmi anlamda bu vatanın sahibi ve asli unsurudur. Resmi anlamda dedim, zira; resmi olarak asli unsur olan, fakat içinde veya dışında hainlik besleyenlerde var bu 77 milyonun içerisinde. Ben vatan hainlerini, hissi anlamda vatandaş, asli unsur, vatanın sahibi vb. saymıyorum. Hiç kusura bakmasınlar. İster Edirneli, ister İzmirli, ister Muğlalı, ister Erzurumlu, Mardinli, Şırnaklı, nereli olursa olsun fark etmez. O türler olsa olsa vatan haini olurlar. Velhasıl, araya serpiştirilmiş bu hainler güruhunun dışında, neresi Türkiye Cumhuriyetinin hudutları dahilindeyse oranın halkı Türk’tür.
Evet. Yukarıda da dile getirdiğim gibi, Türkiye’de Türklerin dışında birde vatan hainlerinin teşkil ettiği mikroplar var. Onların bir memleketi, bir şehri yok. Onlar Türkiye’de hiçbir yerin hemşerisi değiller. Onlara kısaca PKK’lılar ve sempatizanları diyorum ben. Vücuda musallat olmuş verem mikrobu gibi, bir frengi, ebola gibi iflah olması mümkün olmayan, yok edilmesi, vücudu kemirmelerine izin verilmemesi gereken bir topluluk onlar.
Onlar; ellerinde keleşlerle asker, polis, öğretmen, memur, bebek öldüren, küreklerle askeri araçlara zarar veren, yakan, yıkan, tuzak kuran, tünel kazan, anaları, babaları ağlatan PKK’lı lağım fareleri, dağ çakalları, sırtlanlar. Onlar; gözlerinden adeta lav gibi kin püskürerek “dövlet bize bahmir” diye böğürerek ellerindeki taşlarla askere, polise, sivile, Ağrılıya, Maraşlıya, Elazığlıya, Ankaralıya, İstanbulluya, Bitlisliye, Muşluya; kısaca devlete, Türk milletine saldıran, bu zihniyetleriyle çocuklarının kafalarını zehirleyip Türk milletine düşman yetiştiren nankör PKK’lı kadınlar. Onlar; birileri tarafından kendileri için çocuktur, aklı ermez denilen, ama her ne hikmetse, bu nasıl çocuk, bu nasıl aklı ermemekse, ellerindeki taşları kendi anne babalarına değil, askere, polise fırlatan PKK’lı solucanlar.
Onlar hiçbir yerin, hiçbir şehrin hemşerisi değiller. İnlerinden, mağaralarından sökülüp çıkarılması, tırların kasalarında taa… Kızıldeniz’e dökülüp, pirleri Firavun’un yanına gönderilmesi gereken soysuzlar güruhu.
Sağlıcakla kalın... 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.