Yönetim işinin seçkin bir azınlık tarafından yapılmasına elitizm denir. Türk tarihi incelendiğinde hakanlık kavramının öne çıktığı görülür. Hakan, tanrıdan kut alan adam olduğundan dolayı hakkaniyetle hükmetmekle mükelleftir. Bugün ki kavramlarla ifade edecek olursak, adalet merkezli yönetim hakanın şahsında toplanmış olmakla beraber, hakanı da bağlayan bir siyasi anlayıştır.
Hakan, yetkisini Hak’tan alan lakin yeryüzünde halklara adaletle hükmeden insandır. Zaten Türkleri tarihte ön plana çıkaran ve çok uluslu büyük devletler kurmasına vesile olan adalete verilen önemden kaynaklanır. Türkler tarihin hiçbir döneminde ulus devleti olarak yaşamamışlardır. İmparatorluklar çok uluslu devletlerdir. Elbette buradaki imparatorluk kavramı Batı’dan farklı anlamda kullanılmıştır. Avrupa’nın sömürgeci-emperyalist yanının aksine, çok ulusluluk ve dünya devleti olma itibariyle ele alındı.
Bir hakikati milyonlarca halk bir araya gelse değiştirme hakkına sahip olurlar mı? Demek ki Hak, halktan üstündür. Hakan, hak ile hükmetmekle; halkta, hakkı üstün tutan zihniyetten beslenen taleplerle meşruluk kazanırlar.
Günümüz dünyasında temsilcisi olduğu halktan ekonomik anlamda daha alt gelir grubunda olan yöneticilerimiz var mıdır? Rahatlıkla olmadığını söyleyebilirim. Sizler de haklı olarak iddianı ispat etmekle mükellefsin, diyebilirsiniz.
Lafı fazla uzatmadan cevap vereyim. Düşünün ki seçimler gelmiş siz de seçilme ihtimaliniz olan bir partiden aday olmak istiyorsunuz. Bu talebiniz milletin vekilliği veya belediye başkanlığı olabilir. İlk yapmanız gereken aday adaylığına müracaat etmektir.
Partinizin il başkanlığına aday adaylığı için müracaatınızı yapmaya gittiniz. İlk olarak asgari ücretin beş katına yakın bir başvuru ücretini yatırmanız gerekecek. Bunda ne var diyebilirsiniz? Burada bitmiyor ki derim. Sonra il başkanlığına bağış yapmanız gerekiyor. Hadi onu da yatırdınız. Burada bitiyor mu? Tabi ki hayır. Yirmiyi aşkın ilçe başkanlığını ziyaret etmeniz farz gibi bir şey. Zaten temayül yoklamaları da sizin bu bağışları yapmanız için konulmuş. İki asgari ücrette yirmiyi aşkın ilçe başkanlıklarına, toplam da elinizden elli bin lira uçtu gitti. Yolarda harcadığınız binlikleri hiç hesaba katmıyorum. Hala aday mısınız? Elbette değilsiniz. Siz hala aday adayısınız. Diyelim aday oldunuz, ortalama bir rakamla iki yüz bin liralık bir harcama da burada yapmak zorundasınız. Seçildiniz ve milletin temsilcisi oldunuz!
Seçilme ihtimali olan bir partiden tabandaki halktan kaç kişinin iki yüz bin liralık bir harcamayı göze alacak gücü var? Hani demokrasi halkın rejimi idi? Parasının zoru ile seçilenlerin halka saygı duymak gibi bir mecburiyetleri olabilir mi?
Bir gün vekillerimiz çadırda kahvaltı yapıyordu. Sağ olsunlar dışarıda da halka çay ikramı vardı. Dedim vekillerime uğrayıp bir hal ve hatırlarını sorayım. Hangi partiden olursa olsun bütün vekillerimiz bilirler ki bu adam bizden şahsı için bir talepte bulunmaz.
Kapıdaki zabıtalar nereye dediler? Dedim, içeriye vekillerimin yanına gireceğim. Dedi, giremezsin. Dedim, niye? Dedi, oraya girmen için siyasi, gazeteci, partiden veya idareci olman gerek. Sen kimsin? Dedim, ben hiç biriyim. Sadece halkım, halksan yerin bil! Git çayın iç, dedi. Dedim çay kesmez, en iyisi ben su içeyim.
Ben de kendimi halktan birisi olarak bir şey sanıyordum. Bir hesap yaptım, hakikaten bizim ülkemizde aday adayı olmak için bile elitist bir zengin olmak gerekiyor. Seçilme ihtimali olan bir partiden aday adayı olabilecek bu şehirde halktan kaç para dayı var! Parasının gücüyle seçilmiş olanlar neden halkı adam yerine koyup, muhatap alsın ki? Dilediğini atar, dilediğini tutar. “Kendim için bir şey murat edipte milletim için ondan daha iyisini yapmamaktan Allah’a sığınırım.” diyen Hakanım, Sultan Sencer sen çok yaşa. Demokrasisiz bir zamanda halkını adam yerine koyduğun için.