Usulsüz tavsiyeler dinledim.
Canice emirler aldım.
Usulca sustum!
Sen kalabalıklarda şöhrettin.
Ben kendimde yalnız...
Herkes seni tanıyordu.
Ben beni tanımıyordum.
Herkes sana eyvallah diyordu.
Benim bile bana eyvallahım yoktu.
Usul: Bir amaca erişmek için izlenen düzenli yol, tutulan yol, yöntem, tarz. Bilimde belli bir sonuca erişmek için, belli ilke ve kurallara göre izlenen yol, metot. Bir yasama veya idare işleminin hazırlanması, yapılması veya yürürlüğe konması sırasında uyulması gereken hükümler ve izlenecek yollar. Klasik Türk müziğinde seyirdir.
“Usulsüz vusul olmaz. Vusulsüzlüğümüz usulsüzlüğümüzdendir.“
Son yıllarda herkes fetva merci kesildi. Hemen hemen hayatın her alanında kesin hükümler çıkaran bu zevat, Bâtınilerdeki teslimiyetle fetvalarına uymamızı bekliyorlar. Özellikle Şia’dan beslenen bu akımlar İslam’ın ruhuna aykırı, takiye ve Ayetullah’a her halükarda teslimiyetten yola çıktılar. İslam’ın olaylara yaklaşım tarzı olan usulü berhava ettiler. Cihat kavramlı taassup ve farklıya tahammülden uzak yaklaşımlarla dünyayı kan gölüne çevirdiler.
Özellikle Hz. Ali efendimizi örnek ve önder kabul ettiğini iddia edenler bilmeli ki Hz. Ali efendimiz, savaşta dahi usulden taviz vermemiştir.
Allah'ın aslanı Hz. Ali efendimiz savaşta düşmanını alt eder. Öldürmek için hemen kılıcını çeker. Ancak o müşrik, Hz. Ali'nin mübarek yüzüne tükürür. O anda Hz. Ali kılıcını yere atar, onu öldürmekten vazgeçer. Beklenmedik acımaya şaşırıp kalan düşman der ki:
- Ey Ali! Bana keskin kılıcını çekmiştin, beni öldürecektin, sonra neden kılıcını yere attın, kahredeceğine gösterdiğin bu merhamet nedir, neden beni öldürmekten vazgeçtin?
Hz. Ali buyurur ki:
“ Ben kılıcı Allah rızası için vururum. Seni Allah için öldürecektim. Şimdi öldürürsem nefsim işin içine karışmış olur. Ben Allah'ın aslanıyım, nefsimin değil.”
Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, Abdest almaya hazırlandıkları bir anda yaşlı birinin yanlarına sokulduğunu fark ederler. İhtiyar kendince abdest almaya çalışıyordur. Bu yaşlı bedevîyi kırmadan, gücendirmeden ona doğru abdest almayı öğretmeleri gereklidir. Aralarında kim daha güzel abdest alıyor yarışması yapmaya karar verirler. Yaşlı bedeviyi kendilerine hakem tayin ederler. Hz. Hasan büyük bir edep ve saygıyla abdest almaya koyulur. Yaşlı bedevî pür dikkat kesilir. Son olarak sol ayağını da yıkayan Hz. Hasan’a kardeşi: - “Maşallah, dosdoğru abdest aldın, hiçbir noksanın kalmadı. Şimdi sıra bende, sen de beni izle” der, abisi gibi abdest alır. Onu da büyük bir dikkatle izleyen yaşlı bedevî, asıl abdest almayı bilmeyenin kendisi olduğunu anlar. Çocuklara kim olduklarını sorar, öğrenir. Gözleri yaşlı, yaşlı bedevînin dilinden de şu ifadeler dökülür:
“Ey canımın içi Peygamber torunları! Siz ne kadar âlicenap ve ne kadar edep timsalisiniz. Allah sizden razı olsun. Bu güzel ve ince hareketinizle bana doğruyu gösterdiniz. Asıl abdest almayı bilmeyen benmişim. Benim gibi yaşlı bir insan, artık Allah’tan daha ne istesin. Siz bu muhteşem davranışınızla bana büyük bir rehberlik dersi verdiniz.”
Yaşlı bedevîye bu ince davranışlarıyla yol gösteren cennet bahçelerinin bu iki efendisi, Dedelerinden aldıkları tebliğ emanetini tıpkı babaları gibi ilim, hikmet, marifet ve cömertlikle süsleyerek usul- erkân dairesinde insanlara sunarak günümüze kadar ulaşmasını sağladılar.
Tekfir sopasıyla insanları ötekileştirmeden, cihadı ceht kökünden yeniden usulünce yeşerterek insan kazanma merkezli tutum ve davranışları kazanmalıyız. Ceht, iyilik-güzellik ve ilim-irfan yolunda hikmetle ileriye doğru atılan her adımdır. Cehaletine ve kinine dini kılıf ederek ilkin insanları tekfir, akabinde de katletmek değildir. Biz vasat ümmetiz. Aşırılıkların her türlüsünden uzak olmalıyız. Dosdoğru yolumuzda ifrat ve tefrite düşmeden iyilik ve güzelliklerde yarışmakla emrolunduk. Bizim toplumsal ilişkilerimizde dahi usul, esastan önce gelir. “Enişte tatlı gel” deyimi bu kaygıdan türemiştir.
"Usulsüz vusul olmaz. Vusulsüzlüğümüz usulsüzlüğümüzdendir" düsturuna ram olmalıyız. Zira İslam aynı zamanda usul dinidir. Medreselerimizde usulü tefsir, usulü hadis, usulü kelam dersleri vardı. Bu yüzden tasavvufta usule dair edep ve erkân nameler yazılmıştır. Bu yola girenlere ilk olarak edep dersi verilmiştir. Tekkelerin girişine “Edep Ya Hu” yazan bir gelenekten geliyoruz. Günümüz hukukunda bile usul meselesi halledilemeden dosyada esasa geçilemez. . Medine’de devlet başkanı olduktan sonra Allah’ın müsaadesiyle peygamberimiz müşriklere ancak savaş ilan edebildi. Anlamadan ve bilmeden önüne geleni tekfirle ötekileştiren, bombalarla savaş ilan eden caniler devletin yetkisinde olan savaş boyutundaki cihadı cahiller olmasa menfur emellerine hizmet ettiremezler.