Benimle mazlumların durumu
Yakup ile Yusuf’un durumu gibi
Yalnızca bir farkla;
Ben Yakup değilken
Ey mazlum ve mağdurlar!
Hepiniz Yusuf’sunuz.
Hepinizin hüznünün kokusu
Kenan’dan gelir burnuma.
Lakin elimden bir şey gelmez.
Sizin az da olsa ben gibi yananı var.
Benim hiç anlayanım yok.
Ben hepinizden mağdurum.
Ekonomik durumumun yerinde olduğu yılardı. Yaz tatillerimi genellikle Çeşme’de geçirirdim. Tedarikli olmama rağmen yine de israf olmasın diye tedbirli davranırdım. Bakanlığın Dalyan’da bulunan otelinde kalırdım. Burası hem daha ucuz hem de buraya verdiğim paranın ülke dışına çıkmıyor olması tercihimde etkili olurdu. Tabiatıyla diğer turistik yerlerimize nazaran daha kozmopolit olan Çeşme’de farklı kültürden insanlarla tanışma fırsatı da bulurdum. Çeşmede tanıştığım insanlardan birisi de Delmare adlı bir Fransız kızıydı.
Onunla genelde kültür ve medeniyet üzerine esaslı sohbetlerimiz olurdu. Konuşmalarından anlaşılıyordu ki; Delmare ülkemize deniz ve güneş için gelmeyenlerdendi. Doğu-Batı üzerine olan hararetli sohbetlerimizin birisinde Rönesans’tan beri kıta ve ülke çıkarı söz konusu olmaksızın, insanlık için Batı’nın hangi katkıyı verdiğini sordum? Bilime yaptıkları katkılardan birçok örnek verdi. Bilimin insanlık için gerekliliği üzerinde epeyce nutuk çekti. Ona bu konudaki düşüncelerine katıldığımı söyledim. Lakin katkı verdikleri ilimle ayrım yapmaksızın bütün insanlık için hangi mutluluğu üretip ortaya koyduklarını sordum, ister istemez sessiz kaldı.
Zaman sonra o munis, naif Delmare hırçınlaştı. Hiç alakası olmayan bir soru sordu. Daha doğrusu ithamlarda bulundu: “Batılı olmaya çalışıyorsunuz; ama…”. “Bunda ne var?” diyince: “Daha ne olsun! Benim gibi olmaya çalışıyorsunuz. Beni taklit ediyorsunuz. Taklit eden de taklit edileni efendi görmek zorundadır. Hayatınızı neredeyse baştan sona Batı gibi düzenlemeye ve bize uyumlu yaşamaya çalışıyorsunuz. Ölçünüz, tartınız, takviminiz, alfabeniz, giyiminiz baştan ayağa bizi taklitten ibaret! Madem eninde sonunda bizim bulunduğumuz noktaya gelecektiniz ne diye asırlarca bizimle didiştiniz, enerjinizi Batı’nın insanlık için yapacağı terakkiyi yavaşlatmaya ve durdurmaya harcadınız?”
Beni köşeye sıkıştırmışlığın vermiş olduğu sevinç hemen yüzüne yansıdı. Kırıldığımı düşünmüş olacak ki gönlümü almak gayesiyle sesini biraz yumuşattı. “Tespitlerimde haksız mıyım? Dün karşımızda olduğunuzda elinizde olanlardan ne var, bugün sizi kendiniz yapan?” dedi.
Artık söz söyleme sırası bana geçmişti. Derler ya “açtırma kutuyu söyletme kötüyü” bir defa söyletmişti. Delmare, şimdi söz sırası bende. Beni sessizce dinleyeceksin! Konuşmam bitince cevap hakkın doğar, dedim. Kabul manasında başını hafifçe salladı. Yavaşça tadını çıkara çıkara içeceğini yudumladı. Aldığı yudumu ağzında bekleterek yavaşça yutmasından şah-mat der gibiydi.
Sen bir Fransız’sın, evvela şunu bilmelisin ki bir zamanlar karşısında olduğumuz Batı’nın yanındaydınızsa neden kralınızın annesi, Almanlar tarafından savaşta karizması çizilen, hapse atılan oğlu Fransuva için Kanuni’den yardım istedi. Demek ki bu konuda ithamların yersiz. Efendi, köle mevzusuna gelince: Büyük milletlerin tarihini şanla şerefle dolduran, onların başarılarından ziyade karşılaştıkları büyük sıkıntıların üstesinden gelebilme becerileridir. Kimse bildiğini öğrenmez. Kişilerin ve milletlerin hayatında yaşadığı terslikler farkındalık oluşturur. Bilmediğini öğrenmedir, ders. Sürecin zorluğundan acısının derinliğinden dolayı ağır bedeller ödediğimiz tecrübelerimize; bu bana ders olsun, deriz. Marsilya limanında sizleri korumak için bulunan donanma paşamızın: “Ne zaman bu Fransızlarla Almanlar üzerine sefer eylesek, gemilere barut fıçısından çok şarap fıçısı yüklerler.” dediğini duydun mu? Daha sonraki yıllarda gemilerinizle ticaretini yaptığınız köle ölümlerini azaltmaya; böylece kârlılığı artırmaya yönelik yeniliklerinizle övünmenize ne demeli? En zor vaktinde dahi Batı’dan yardım istememiş ve sorunların üstesinden gelmiş tarih boyunca mazlum ve mağdurdan yana tavır koymuş bir milleti böyle ucuz suçlamak insafla bağdaşıyor mu? Sizin bir ortaçağınız var ki; hiçbir siyaset bilimci ve ahlakçı bu çağdaki feodal kargaşanızı erdem olarak görmedi ” dedim.
Delmare,” Bu konuda sana hak verdim, diyelim. Peki, baştan ayağa sosyal alan da olmak üzere iki asırdır Avrupa’yı taklit etmenizi nasıl izah edeceksin? Hadi bilimi anladık, insanlığın ortak malı, kültürde böyle bir durum var mı?” dedi.
“Batı bizim biraz uzun süren sarhoş vaktimizin kaçamağıdır.” dedim. Delmare, “Aman Allah’ım Türkler hala çılgınlar.” dedi. Bu noktada haklıydı. Oğuz Kağan’ın ve Alparslan’ın torunlarıydık nihayetinde…